istanbulu kim aldı?!

istanbulu-Öğretmen, öğrenciler, okul müdürü ve müfettiş-Öğretmen sınıfta ders anlatmakta, öğrenciler onu dinlemeyip yaramazlık yapmaktadırlar. Öğretmen: “ Çocuklar, bugün size çok önemli bir şey anlatacağım. Fatih Sultan Mehmet1453 yılında İstanbul’u alarak hem Bizans imparatorluğunun egemenliğine son vermiş hem de yeni bir çığır açmıştır. İstanbul’un alınışı öyle sanıldığı gibi kolay olmamış, 52 gün şiddetli çarpışmalar cereyan etmiş, yüzlerce insan ölmüştür. Bu kutlu olayda Fatih gemilerini karadan yürütmüş, atını denize sürerek İstanbul’u ne pahasına olursa olsun alacağını bütün dünyaya haykırmıştır. Ayrıca daha önce Rumeli hisarını yaptırarak Avrupalıların Bizans’a yardım etmesini önlemişti…” (Öğrencilerin dersi dinlemediğini görerek kızar ve bağırır) Niye ders dinlemiyorsunuz? Böyle önemli bir konu anlatılırken bu yaptığınız şey çok ayıptır.” Öğrenciler: “Dinliyoruz hocam.” Öğretmen: “Peki, o zaman söyleyin bakalım. İstanbul’u kim aldı?” Öğrenciler: “Valla billa biz almadık hocam!” Öğretmen: (öfkeyle) Kabahat sizde değil, sizin gibi haylazlara ders anlatanda kabahat. (Sinirlenerek sınıftan dışarı çıkar, dışarıda okul müdürüyle karşılaşır.) Okul Müdürü: “Hayrola hocam, dersiniz yok mu, niye dışarıdasınız?” Öğretmen: “Sınıfta İstanbul’un alınışını anlatıyordum. Öğrenciler, dersimi dinlemedikleri gibi, İstanbul’u kim aldı diye sorunca biz almadık dediler!” Okul Müdürü: (Başını iki yana sallar) “Öyledir onlar. Alırlar da almadık derler. Bunda kızacak ne var, her zamanki halleri bu.” Öğretmen: “Siz de böyle derseniz ben ne yapayım yani, olacak şey mi bu?” (Okulun dışına çıkar, orada müfettişle karşılaşır) Müfettiş: “Ders saatinde okul dışında işiniz ne hocam, ne var, ne oldu?” Öğretmen: “Daha ne olsun müfettiş bey? Sınıfta İstanbul’un alınışını sordum. Öğrenciler biz almadık dediler. Öfkeden deliye döndüm. Bu yetmemiş gibi okul müdürü de alırlar da almadık derler, siz onları bilmezsiniz. Suçlarını inkar ederler, demesin mi?” Müfettiş: “Hiç üzülmeyin hocam. Ben şimdi okula gider, bir tahkikat yaparım, kimin alıp almadığını şıp diye ortaya çıkarırım.”***

AĞIR AĞIR ÖLENLER

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,Her gün aynı yoldan yürüyenler,Giysilerinin rengini değiştirmeyenler,Tanımadıklarıyla konuşmayanlar…Ağır ağır ölür tutkudan ve duygularından kaçanlar,Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çeviremeyenler,Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, Müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.Ağır ağır ölür kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar…Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,Anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir…Martha Medeiros

İçimizdeki Hayvanlar

Bir gün yaşlı bir münzeviye sorarlar:”Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?”Münzevi cevap verir:”Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. Ve iki kartal. İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. Eşeği motive etmek ve aslanı evcilleştirmek.””Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!” “Neredeler?”Münzevi cevap verir:”Onlar içimizde yaşayan hayvanlar.””İki şahin gördükleri herşeye saldırıyor. İyi-kötü, faydalı-zararlı. Onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim gözlerim.””İki kartal dokundukları herşeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyor. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ellerim.””Tavşanlar her zaman kaçar, korkar ve saklanır. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil.Çünku onlar benim ayaklarım.””En zor kısmı yılanı izlemek. Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da, her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim dilim.””Eşek herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu benim vücudum.””Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir arslanı evcilleştirmek istiyorum. Gururlu, kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim egom.””Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var”…

İzmir Güzellemesi

 Ege’nin kolyesidir İzmir

Eşrefpaşa’da efedir,

Alsancak’ta bayrak

Şaha kalkar Kadifekale’de kır atı

 Kordon, sevgililerin otağı gibidir…                        

Bir-incidir çiçekli kentler arasında

Silinmez gönlümüzdeki güzelliği

Işıklı bir izdir, yakamozlu denizdir

Estirir tatlı bir meltem yeli başımızda.

Erhan Tığlı

Bir Aşkın İki şiiri

BİR AŞKIN İKİ ŞİİRİ

Birkaç gün önce bir şiir yazmış, orada şöyle demiştim:

Gülüşü gül dikiyor

Şiir gözlü dilberin

Bal yapıyor bakışı

Güzelliği gönlüme

Irmak olup akıyor

Biraz düşündükten sonra bu şiirimi şöyle değiştirdim:

Şiir gözlü dilberin

Irmak olup akıyor

Yakamoz güzelliği

Gönlümün denizine

Bakışı bal yapıyor

Gül dikiyor gülüşü

**

Kimi kişiler yazdığım aşk şiirlerine bakıp bıyık altından gülerek, “Kime yazdın bu şiiri?” ya da “Kim bu seni kendisine aşık eden dilber?” diye soruyorlar.

“Hiç kimse” diyorum, inanmıyorlar. Oysa ben birinden değil; bir güzelin gülüşünden, öbürünün bakışından, diğerinin yürüyüşünden ya da güzel bir resimden ilham alıyorum.Çoğu zaman da hayali bir güzel esin kaynaklığı ediyor bana.

Şair Nedim bir gazelinde güzeli övdükten sonra şöyle diyor:

“Yok bu şehr üzerinde senin vasfettiğin dilber, Nedim

Bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana”

Benimki de o hesap işte!

Leylalar ve Mecnunlar

Sakın mecnuna özenme, mecnun olmaya kalkma delikanlı

Şimdiki Leylaların gözleri ekranda, elleri cep telefonunda

Akılları fikirleri bilgisayarda, televizyonda…

Güle bülbüle yer yok gönüllerinde!

Yani yandığınla kalırsın sevda çöllerinde.

Bir de tersi var bu işin:

Kendini sevdaya, sevdiğine adamak mecnunluk sayılıyor bu devirde

Ya da ateşi çabuk sönen mecnun(!) leylayı kaderiyle baş başa bırakıyor

Yeni bir sevdaya yelken açıyor… ***

Yel üfürdü su götürdü

Yerinde yeller esen o eski aşklar masal oldu

Bir zamanlar gözyaşı döktüren

Leyla ile Mecnun’un aşkı herkesi güldürdü…

Güzel ve Anlamlı Sözler

Antakya müzesindeki bir lahitten alıntı;Duvarda yazan söz MS 65 yılında vefat eden “Seneca” isimli bir düşünüre ait.*Para iIe satın aIınan sadakat, daha fazIa para iIe de satıIır.**BaşIayan her şey biter.**Büyük bir servet, büyük bir köIeIiktir.**ÖIüm, bazen ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir Iütuftur.**Yeryüzünde gün ışığına Iayık oImayan nice insanIar vardır ama güneş her gün yeniden doğar.**Hayatı komedi sananIar, son espriyi iyi düşünsünIer!**Yaşıyorsak, haIa umut var demektir.**Aza sahip oIan değiI, çok isteyen fakirdir.**Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır, yaşamın anIamını kaybetmek.**Unutmazsan senin, affetmezsen onun canı acıyacaktır. Unutma, affetmek ve unutmak sadece iyi insanIarın intikamıdır.**Ey hayat senin bu kadar önemIi tutuIman öIüm sayesindedir.**Unutma ki, birIikte oIduğun insanın geçmişini kurcaIamak, onunIa kurmayı düşündüğün geIeceği yok etmekten başka bir şeye yaramaz.**İnsanIarı tanımak için onIarı sınamaktan korkmayın; çünkü kaybediImesi gerekenIer, en önce kaybediImeIidirIer.**GençIiğinde biIgi ağacını dikmeyen, yaşIıIığında rahatIayacağı bir göIge buIamaz.**Hafif acıIar konuşabiIir ama, derin acılar dilsizdir.*🌿ÖLÜM HER ŞEYİ EŞİT KILAR …

Kadınlar çiçektir

Kimi kadın güldür ama dikkat etmezsen batar dikeni

Nazıyla işvesi cilvesiyle

Pişman ettirir gönlünün bahçesine dikeni

Kimi karanfile benzer, yakar koklamak isteyeni

Kimisi lale; isterse ardına dek açar kapısını

İstemezse olur aşılmaz bir kale…

Kimi kadın hercai menekşedir

Aşk onlar için masal ya da hikâyedir

Kimisi kendini manolya ya orkide sanır;

Güzelliğine çok güvenir, havalanır…

Bence kır çiçeği gibi olmalıdır kadın

Doğal ve de süsten gösterişten uzak

Kendini ezdirmemeli ama

Kurmamalı erkeklere tuzak