AŞK: ÇÖLDEKİ SERAP

Artık bir şey anlatmıyor

Sevgililere mehtap

Viski, şampanya eşlik ediyor çiftlere

Atıldığı köşede boynu bükük duruyor

Âşıkların en eski içkisi şarap

Samanlık seyran olmuyor

İki gönül bir olunca

Evlenmek isteyen gençlere

Tektaş yüzük, beyaz eşya, mobilya

Anlı şanlı düğün derken

Çıkıyor karşılarına yüklü bir hesap!

Herkes para pul derdine düşmüş

Aşk çöldeki serap…

Şiir Yazdıran Gülüş

Gülüşün şiir yazdırıyor senin
Bakışın şiir
Yosun yağdırıyor gözlerin
Aşk denizime
Yakamoz güzelliğin
Deniz feneri oluyor
Kurtarıyor sisten karanlıklardan
Özlemlerimi yıldızlarla buluşturuyor
Ellerime uzanan ellerin
Kucaklıyor kalbimi
Engin bir yolculuğa çıkarıyor
Türküleşiyor duygularımın ezgisi
Kovanıma bal taşıyor sevgin
Yaşamak kokuyor gülüşünün gülü

Güneş…

Her sabahın güneşi farklıdır..Her gülümsemenin sebebi gibi…Sen başını eğme bugün…Perdeni arala, bırak güneş;İçine doğsun. Bugüne güzel başla,Bu güne gülümseyerek ve sevgiyle başla. Güneş üzerinize doğsun.

Dilimiz Tiklendi!!

DİLİMİZ TİKLENDİ- TÜRKÇEMİZ KİLİTLENDİ

Eskiden dilimiz bu kadar tikli değildi. Bebeklere giydirilen patikte vardı tik. Çok “asortik” giyinen kişilere “sosyetik” denirdi sadece. Bu tür insanlar hizmetçilerine “domestik” diye seslenirlerdi. Aydın çevrelerde estetik, fantastik, ekzotik, betik gibi sözler kullanılırdı, duygusal kişiler “romantik”ti. Derken medyatikleştik ve tikler akın etti. Güzelleşme sevdalısı kadınlarımız, kızlarımız estetik ameliyatlar olunca estetik sözü yaygınlaştı. Estetik nedir bilmeyen, kullanmayan kalmadı. Sonra “butik”ler ortaya çıktı; terzilerin pabuçları dama atıldı. Sentetik kumaşlar kullanıldı, insanlar da sentetikleşti!
Tıraş olan erkekler ustura, jilet yerine “permatik” kullanır oldular. Yıldızlarımız “erotik” pozlar verdiler, erotik filmler çevirdiler. Bankalarımız bankamatik kartları çıkardılar, insanları bu kartlara alıştırdılar. Temizleme tozlarımız da “matik”lendi! Atılan “madik” ler yetmedi; temiz sözcüğü yerine “hijyenik” denildi, olaya “otomatik” bir kültürel giriş yapıldı; doğru yol varken eğri yollara sapıldı. “Hijyenik” sözcüğünde hem bir derinlik, serinlik, hem de “akustik” bir özellik vardı. Temiz sözcüğü onun yanında pek basit kalıyordu!
Reklâmlarla bu söz kulaklarda yer edindi. Bilmeyenler daha başka bir şey sandı. Bu pek “etik” olmadı ama kimse önemsemedi, tepki göstermedi. Zaten “etik” sözcüğünü ahlak değil de başka bir şey, “sosyal içerik”li bir söz olarak algılayanlar vardı…
Bunlar yetmemiş gibi, Türkçe dokunmak sözcüğünden “dokunmatik” türetildi(!)
Bakalım bu üretme ve türetmeler daha ne kadar sürecek? Orası belli değil ama bilinen bir şey var. O da şu; Dilimiz kirlendi, tiklendi, tikleri arttıkça Türkçe kilitlendi. Kapımızı yabancı hayranlığına, yabancı sözcüklere ardına dek açtık; başkalarına özenip onları gökyüzüne yükseltirken, özümüzü yerlere saçtık, ayaklar altına aldık.
Durumumuz “kritik”, işimiz “bitik”tir.
Türkçemize kıyanlar bizden daha atiktir!

Cennet Sevmeyi Bilenlerindir

CENNET SEVMEYİ BILENLERİNDİRSadi ŞiraziBöyle demiş düşünür. ..uçan kuşu, çiçeği, kumaştaki deseni,fincanın kulbunu ,çayın demini…sevmek…sen onları sevsen de haberleri yok…Oysa insanoğlunun haberi var ve sevgiyi hiçe sayiyor.Sevmeyi sevmeyenin cenneti nerdedir acaba ? İnançları dogrultusunda giderek cenneti hakedecegine mi inanır bazıları yoksa dünyaya sevgi cimrisi olarak bakinca mı cennetlik olurlar ?Bilmezler ki yarattıkları sevgisizlik bu dünyanın cehennemidir ..Nereye götürür ? Bilemem ama hissederim…

MELEK OLMAK…

 Halk arasında “melek”  ya da “melek gibi adam”denildiği zaman etliye sütlüye karışmayan, suya sabuna dokunmayan kişi anlaşılır. Böyleleri gördükleri aksak eksik yanları, kötülükleri, çirkinlikleri görmezlikten gelirler. Herkesle iyi geçinirler, kimseyi rahatsız etmezler,eleştirmezler. Bir blog yazarı “Şimdi Melek Olma Zamanı” diye bir başlık atmış.Bu başlığı yadırgadım. Çünkü meleklere “kelek” gözüyle bakılıyor günümüzde,sırtına vurup ağzından lokmasını alıyorlar bu tür kişilerin.

            Şeytan olmaya gerek yok ama meleklik de iyi bir şey değil yani. Yapılan kötülüklere ses çıkarmazsak, zalimlere karşı koymazsak onlara kalır meydan. Melek gibi olan adamlardan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen insanlardan yüz bulunca astar isterler, toplumu rahatsız ederler güzellik, iyilik düşmanları;bulundukları yöreye korku salarlar, çevremizi kirletirler, hayatımızı allak bullak ederler…

            “Susma,sustukça sıra sana gelecek” sözü boşuna değil. Sustukça çoğalır zulümler,sustukça artar anarşi ve terör, yalan talan. Ona buna çatan, huzursuzluk çıkaran bir tip olun demiyoruz. “Kendi kendinize söylenmeyi bırakın, sesiniz biraz gür çıksın, haksızlıklara dur demesini bilin” diyoruz. İş işten geçtikten sonra hak aramaya kalkarsanız ya hak meşgul çıkar ya da atı alan Üsküdar’ı geçer, eliniz böğrünüzde kalakalırsınız.

            Melek dedim de aklıma geldi. Çocuk annesine meleğin ne olduğunu sormuş. Anne de, “ Çok iyi,çok güzel olur melek, kanatları vardır, uçar” demiş.

              Çocuk dudak bükmüş, “Bizim hizmetçinin kanatları yok ama” diye konuşmuş.

              Anne  şaşırmış:

            “Onu da nereden çıkardın? Hizmetçimizin adı melek değil ki” demiş.

            “Peki,öyleyse babam ona niçin meleğim diyor?”

            Anne birşey diyememiş. Bir süre sonra hizmetçi ortalarda gözükmeyince çocuk merak etmiş, hizmetçinin nerede olduğunu sormuş.

            Anne anlamlı bir gülüşle, “Uçtu evladım” demiş.

            “İyi ama onun kanatları yoktu, nasıl uçtu?”

            “Ben uçurdum çocuğum, demiş anne. Ona öyle bir kanat taktım ki, hemen evinde aldı soluğu!”                                        **       **

            Adamın biriuçağa binmek istemiş, bir ses, “Sakın uçağa binme, düşecek” demiş. Adam bu sesi dinlemiş, uçağa binmemiş. Uçak düşmüş. Adam bir yere gitmek istemiş ama gene o  ses, “Sakın oraya gitme. Olay çıkacak” demiş. Adam gitmemiş. Olay çıkmış, üç kişi ölmüş. Adam bir sokaktan geçerken ses bir daha konuşmuş, “Dur, yürüme,balkondan saksı düşecek” demiş. Adam durmuş. Balkondan saksı düşmüş, adam kurtulmuş. Adam merakla, “Sen de kimsin?” diye sormuş. Ses, “Ben senin iyilik meleğinim. Başına gelecek felaketlerden kurtulmanı sağlarım” demiş. Adam kızmış, “Mademki öyle, ben evlenirken nerelerdeydin?” diye bağırmış.

                                   ****

            Öbürdünyada, baş melek, dünyada yaşarken kötülük yapmamış, iyi insanlara bireranahtar veriyor, “Bu anahtar falanca cennet köşkünün anahtarı. Al bunu, açkapıyı, gir içeri. Orası senindir artık” diyormuş. Sıra işveli cilveli, güzelbir kıza gelmiş. Melek ona değişik bir anahtar verince kız şaşırmış, “Bu hangi  köşkün anahtarı? “ diye sormuş.

            “Bu anahtarcennet köşklerinin değil, benim evimin anahtarı yavrucuğum” demiş melek, çapkın   bir gülüşle.

            ( Genç kızlar, her gördüğünüz iyi görünüşlü, temiz yüzlü, tatlı dilli erkeği melek sanmayın. Mutluluğun anahtarına kavuşayım derken papazı bulursunuz!)

                                              ****

            Gene öbür dünyada, sorgu meleği önüne getirilen kişileri sorguya çekiyor, aldığı yanıtlara göre kimini cennete, kimini de cehenneme yolluyormuş. Sıra bir adama gelmiş. Melek ona dünyada ne yaptığını, nasıl yaşadığını sormuş.

            “Kendi halimde yaşadım. Kimseyle kötü olmadım, işim gücümle uğraştım, ticaret yaptım,para kazandım” demiş adam.

            Melek sorulara başlamış:

            “Sevdin sevildin, âşık oldun mu?”

            “Hayır efendim. Böyle gönül meseleleriyle kendimi üzmedim. Boş şeyler bunlar.”

            “Sanat veedebiyatla uğraştın mı, bilimle ilgilendin mi?”

            “Böyle karın doyurmayan şeylere dönüp bakmadım.”

            “Kitap okudun mu?”

            “İşten okumaya fırsat bulamadım ki.”

            “Zevk ve eğlenceyle aran nasıldı?”

            “Günaha girmemek  için onlara da yaklaşmadım. Yani melek gibiydim sağlığımda.”

            Sorgumeleği kafasını sallamış ve adamlarına:

            “Çabuk bir kanat getirin bu adama!” diye bağırmış.

            Adam sevinmiş:

            “Melek mi oluyorum?” diye sormuş.

            Melek gülmüş:

            “Hayır,demiş. Kaz oluyorsun, kaz!”

                                                     ***

            Ya böyle işte! Melek olayım derken kaz olmak da var işin ucunda…

            Onun için,melek olmayı, melek olmaya çalışmayı bırakalım da, insan olalım, insan!

            Şimdi melek değil insan olma zamanı. Bu şeref yeter de artar bize.

            Erhan Tığlı

KADIN: Silinmez Kalbimizdeki Adın

KADIN: SİLİNMEZ KALBİMİZDEN ADIN

Var diye yatın katın, istediğin kadını satın alacağını sanma sakın; eline geçecek vücuttur, ruh değil. Ona sahip olmak istiyorsan önce saygıyla önünde eğil.Kadın: Nerede iyilik, güzellik varsa, oraya doludizgin koşar atın.Kadın: Yerlerde sürünüyorsa kadın, dövülüyor sövülüyorsa; hak hukuk, adalet göstermeliktir, hepsini kaldırıp atın!Kadın: Sevecenliğin, özverin gençlere örnek olmalı, insanlık nedir bilmeyenlere anlatılmalı; yazılmalı insanlık defterinin en başına adın.Kadın: Aşkın gökkuşağıdır o; gönülden sevmek yoksa işin içinde, ona sadece cinsellikle yaklaşmak aşk değil, tuzağıdır.Kadın: İster her yanını kapatın, ister açın; yok edemezsiniz çekiciliğini, dişiliğini. Boşuna uğraşmayın. Bencil erkekler, o güzelliği kapalı kapılar ardında saklamayın.Kadın: Sevgin, ilgin, neşen ve gülümsemen coşturur ruhumuzu, doyulmaz tadın.Kadın: Sen varsan yanımızda, atarız mutluluğa çiçekli bir adım.Kadın: Sevgilisidir edebiyatın, anasıdır sanatın. O yoksa yetim kalır şiir, öksüz olur öykü. Kadındır dünyayı gökkuşağı renklerine bezeyen türkü.Erhan Tığlı