GÜZELLİK NEDİR?!

Bulanmadan akan bir ırmak
gönülde sevgi dostluğa yer ayırmaktır güzellik
kötülüğe çirkinliğe karşı koymak
kuyumuzu kazanlara, doğamızın dengesini bozanlara
engel olmaktır güzellik
Kendinden geçme, kendine gelme, bencillik duvarını delme
gönül bahçesinden gök kuşağı renkli çiçekler dermedir güzellik
attractive-beautiful-beauty-834872

İNSAN HAKLARI?!

İNSAN HAKLARI

İnsan hakları dedik, hakladık insan haklarını. Haklanacak bir şey sandık onu; “Hak yok vazife vardır/ Tetik bas, önün dardır” diye uyardık hak hukuk arayanları. Laftan anlamayanları patakladık, toplumun huzurunu bozmaktan içeri attık, hak aramayı yasakladık, Neymiş; hak verilmez, alınırmış! Kimin malını kimden alıyorsun, niye herkesin aklını karıştırıyorsun? Otur oturduğun yerde, yoksa oturturlar adamı işte böyle kıç üstü yere…
***
Şimdi buradaydı, nereye gitti insan hakları? Korkma, bir yere gittiği yok. Biraz kirlenmişti, pataklandı, pardon, yıkanıp paklandı. Burnu sürtüldü, şey yani, burnu pudralandı, sırtı sabunlandı, saçı şampuanlandı. Böylece aklandı, test edilip onaylandı. Münafıklar işkence diyorlar yaptığımız masaja. İnanmayın siz onlara. Hepsinin hakkından geleceğiz yakında. Merak etmeyin, herkesin hakkını vereceğiz, çatlak seslerin defterini düreceğiz!
***
Mehmet Akif Ersoy, “İstiklal Marşı”nda “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal” diyor ama yargılanmadan yüzlerce insan hapislere tıkılıyor, özgürlükleri gürültüye getiriliyor… Hak arayanlara, bu yapılan haksızlıktır diyenlere “Hak değirmen damında aranır” deniliyor. Onlarda polis suçluları yakaladığı zaman haklarını yüzüne okuyor, bizde suçlu olduğu kanıtlanmamış kişiler bile hakkın budur diye copla dövülüyor…
Geleneksel tiyatromuzda “Ne hakla?” diye soran kişiye “Otuz beşe bakla!” diye espri yapılır. Bugünün esprisi ise, “Hakkımı ne zaman arasam meşgul çıkıyor!”
***
Bir de şu var kardeşim: İnsan haklarını tam uygulayabiliyor muyuz acaba? Bu soruyu şunun için sordum; Kimi yerlerde hayvan hakları insan haklarının önüne geçiyor. Hayvanlara insanlardan çok değer veriliyor. İnsanlar, hastalıktan, açlıktan ölürken kediler, köpekler mamalarla, ciğer ve pirzolalarla besleniyorlar, cici beylerin, hayırsever hanımların kucaklarından inmiyorlar. Yollarda hayvan pisliklerinden, evlerde kedi miyavlamalarından, köpek havlamalarından geçilmiyor. Kimse insanların rahatsız olacağını düşünmüyor. Geçenlerde sahilde oturuyorduk. Yanımıza köpekli bir hanım geldi. Karım köpekten korktuğu için köpeği biraz öteye itecek oldum. Köpekli hanım açtı ağzını, yumdu gözünü, neymiş, zavallı hayvana nasıl vururmuşum, bende insanlık yokmuş, korkacak ne varmış, bir şey yapmamış, daha ne istiyormuşum… Bir sürü laf! Kocaman köpeklerini tasmasız dolaştırıp çocukları korkutanlar, insanları düşünmüyorlar da köpeklerine bir şey olacak diye korkuyorlar. Aynı şeyi insanlar içinde düşünseler ya…
Tamam, sevelim hayvanları ama bu sevgimiz insanları rahatsız etmesin. Hayvanları sevdiklerini söyleyenlerin kimilerine pek inanamıyorum ben. Zavallı hayvanları odalarında, kafeslerinde ya da balkonlarda hapsediyorlar. Oysa onlar doğadan hoşlanırlar. Köpek beslemek isteyenler bahçeli evlerde oturmalı. Hayvan haklarını savunurken insan haklarını çiğnememeli. Onların hayvan beslemeye hakları varsa bizim de korkusuz, gürültüsüz yaşamaya hakkımız var. Parklarda çimenler hayvan pislikleriyle dolu. Sadece kendini değil, başkalarını düşüneceksin. Eline bir kürek, faraş alıp hayvanının pisliğini temizleyeceksin.
***
Çevreyi kirletenler, doğamızı mahvedenler de insan haklarına aykırı davranıyorlar bence. İnsan hakları deyince sadece söz ve düşünce özgürlüğü, demokrasi aklımıza gelmesin. Hepimizin temiz hava almaya, mavi gökyüzü altında, yeşillikler arasında yaşamaya hakkı var.
Erhan Tığlı

Yorumlar
Yorum yaz…
 
Erhan Tığlı bir anı paylaştı.14103001_308604752824704_2671689604235514529_o

yazarlardan güldüren anılar

Doktorlar kesin olarak içkiyi yasaklarlar Neyzen Tev­fik’e.  O günlerde Peyami Safa ziyaretine gider.

Odanın kö­şesinde büyük bir fıçı şarap görünce şaşırır tabii. Dayanama­yıp sorar,
– Bu ne üstad, hani sen artık içmeyecektin? Neyzen Tevfik istifini bozmaz:
– Ne yaparsın oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum.
– Peki içkinin ne faydası oluyor?
– Olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya geldiğinde yerinden kaldıramıyordum. Ama şimdi tek elimle bile kaldıra­bilirim!..

 

Sirkeci Garı’ndaki birahanede oturup demlenen Eşref’e, orada bulunanlardan biri,
– Üstadım, o güzel hicivlerinizin çoğunda isim olmadığı için kime yazıldığını anlayamıyoruz, der.
– Hicivlerim numarasız gözlük gibidir. Her rezile uyabileceği için isim belirtmiyorum!..

************

 

Macar şair Sandor Petöfi, nehrin karşı kıyısına geçmek zorundaydı ama hiç parası yoktu. Sandalcıya,

– Arkadaş, dedi. Sana verecek param yok, ama istersen
çok güzel bir öğüt verebilirim.
Kayıkçı, kabul eder ve karşıya geçerler. Petöfi, kıyıya adımını atar atmaz verir öğüdünü:
– Bana yaptığını başkalarına yapma, yoksa aç kalırsın…

 

***********

 

 

Cervantes artık ihtiyarlamıştı. Bir gün bir köy meyhane­sinin önünde durup genç ve güzel meyhaneci kıza aşkını ilan etmeye başladı.
Kız pek yüz vermedi tabii:
– Otuz yıl önce buradan geçmiş olsaydınız belki aşkını­za karşılık verebilirdim, dedi.
Cervantes gülümsedi önce:
– Otuz yil ônce de geçtim buradan. Ama o zaman anne­nize rastlamışım ve tıpkı sizin sözlerinizi söylemiştim ben de ona…

 

*************

 

Meşhur bir sigara tiryakisi olan Reşat Nuri Güntekin’e
doktor öğüt veriyordu:
– Sigara bir taraftan iyidir, bir taraftan fena…
Güntekin, doktorun sözünü kesti:
– Merak etme doktor, ben sigarayı yalnız bir tarafından içerim.

 

*************

 

Bazı büyük adamların doğdukları ya da yaşadıkları evlerin üzerine, onlar öldükten sonra birer yazılı levha koyma adetinden söz ediliyordu.
Florinalı Nazım, Süleyman Nazife sordu:
– Üstad! Ben öldükten sonra kapıma koyacakları levhaya acaba ne yazarlar?
Süleyman Nazif, büyük bir ciddiyetle şu yanıtı verdi:
– Kiralık Ev!..

 

*************

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk günleriydi. Karpiç Lokantası’nda bir politikacı içkinin de etkisiyle coşmuştu:
– Şu Hitler’in, bizim politikacılarımızdan nesi fazla?
Lokantada bulunan Ercüment Ekrem Talû içkisinden bir yudum alıp yanıt verdi:
– Sadece H’si…

 

*************

 

Halit Fahri Ozansoy bir ziyafete davet edilmi§ti. Ertesi gün Ercüment Ekrem Talu’ya rastladı. Talu takıldı arkada§ına,
– Dün gece nerelerdeydin yahu!
– Sorma karde§im, kendimde değildim.
Talû başını salladı:
– Kimbilie ne rahat etmişsindir!

 

**************

 

Cağaloğlu’nda bir yazıya verilecek para konusunda çeşitli yöntemler, ölçütler kullanılır.

Çoğunlukla da yazının sayfa sayısı değil de imzası önemlidir yayıncılar için.

Vakit gazetesinde Hakkı Tank ise satır hesabına göre ödermiş parayı.
Bir gün Ortaç bu durumdan yakınınca, Ömer Seyfettin kıkır kıkır gülmeye başlar:
– Ah cancağızım, satırbaşı yapmaktan anam ağlıyor.

*************

 

Celal Sahir Erozan, bir dost toplantısında;
– Ben bir dulun ikinci kocası olmak istemem, dedi.
Süleyman Nazıf atıldı hemen:
– Peki birinci kocası mı olmak istersiniz?

 

***************

 

Ercüment Ekrem Çamlıca’da geniş bahçeli bir evde oturuyordu. Bir cuma günü Yahya Kemal ziyaretine gitti.

Evi kolayca buldu ama kapıdaki “Köpek vardır, dikkat ediniz” yazılı levhayı görünce irkildi birden:

– Eyvah, dedi. İçeriye ihtiyatla girmek lazım.
Önce kapıdaki çıngırağı çaldı kuvvetlice.

Gelen giden olmayınca ne olur, ne olmaz diye eline irice bir taş alıp tedirgin adımlarla bahçeye girdi.

En ufak çıtırtıya kulak kabartarak, eve doğru yürürken bir tane daha gördü aynı levhadan.

Tedirginliği arttı ama yürümeyi sürdürdü. Ama o da ne?

Bir normal “Köpek vardır dikkat ediniz” levhası daha! ..

Artık adım atacak cesareti kalmamıştı.
-Ercüment!.. Ercüment!.. diye bağırmaya başladı.
Ama sesine ses veren olmadı…
Yahya Kemal cesaretini toplayıp eve kadar yürümekten başka çaresi kalmadığını anladı. İhtiyatı elden bırakmayarak yürümeye başladı.

On beş-yirmi adım sonra evin kapısının önünde buldu kendini.
O sırada da Ercüment Ekrem bahçenin diğer köşesinden çıkageldi. Dostunu görünce sevindi.
– Vay, safa geldin Yahya Kemal!..
– Safa bulduk azizim ama ödüm de patladı.
– Ödün mü patladı? Sebep?.
– Daha ne olsun, her yanda levha asılı. Bağlı mı bari?
– Bağlı mı? Aman Yahyacığım nasıl kıyar da bağlarım?
Ercüment Ekrem, tam da o sırada evin arkasından dolaşıp gelen yumruk kadar fino yavrusunu gösterdi:
– Bak!..
Yahya Kemal köpeği görünce şaşırdı:
– Ay! O levhalar bunun için miydi?
– Değil mi ya, iki gözüm? Zavallı yavrucağızı görmeyip üstüne basarlar diye astım o levhaları!..

 

 
 

 

 

 

 

 

—–

.

 

DOST ARKADAŞ DİZELER

DOST-ARKADAŞ DİZELER

Elma attım denize
Geliyor yüze yüze
Girin dost bahçenize
Gece dönsün gündüze.
***

En güzel yol dosta giden yoldur
Bu yolu kirden çöpten temizle
Karanfillerle güllerle doldur.
***

Dost almayı değil vermeyi düşünendir
Yanımıza çıkar ummadan gelendir
Derdini unutup yüzümüzü güldürendir.
***

Menekşe buldum derede
Sordum güzellik nerede
Dedi dostluktadır güzellik
Arama başka yerde.
***
Gel de bak şu halime
Bak en güzel kelime;
“Arkadaşım ol benim
Ver elini elime”
***

En iyi arkadaş, en güzel dost sanattır
Sanat bizi güzelliğe uçuran kanattır.
***
Dostların çoğu gelip geçicidir
Kitabın dostluğu ise kalıcıdır.
**
Sakın insanların sözlerine, gülen yüzlerine aldanmayın
Düşmanlardan daha çoktur dostların döşedikleri mayın.
***
Kalmayınca cepte para
Kapanmaz kalpteki yara
Bir mum yak boşu boşuna
Hadi bakalım dost ara…
***
Mektup yazdım dostane
Yollamadı postane
Hiç dostu olmayanın
Yeri olur hastane!
***
Bayramı var dostların
Yas tutuyor düşmanlar
Ödü kopar kurtların
Kükreyince aslanlar.
***
Dostluktur adım
Yoktur yatım katım
Ama doyulmaz tadım
Değildir barutum bir atım
Mutluluğa doğru doludizgin koşar atım.

Bana ulaşmak, benimle buluşmak istiyorsan
At sevgi, özveri dolu bir adım.
***

Lale sümbül biçelim, dostlarımızı iyi seçelim. Günümüzde gerçek dost o kadar az ki, Atatürk için söylenen bir dörtlüğü düzeltip şöyle demek geliyor içimden:
“Doktor doktor kalksana
Işığını açsana
Dostluk elden gidiyor
Çaresine baksana!”
***
Hepinize çağrıda bulunuyorum. Hadi gelin el ele verelim, dostluğu, arkadaşlığı yüceltelim, o has bahçeyi ayrık otlarının bürümesini önleyelim.
Essin bahar yelleri
Gelsin dostluk günleri
Yaşamak olsun gelin
Açsın sevgi gülleri.59229956_2409107449356889_3880726260170620928_n

Dost Dilek

Gelsin kavgasız kansız günler
açsın gönül bahçemizde
karanfiller laleler güller
Çözülsün mutluluğumuzu
tutuklayan zincirlerle düğümler
Başlasın sevinçle güle oynaya
kutlayacağımız bayram ve düğünler.1c25cc8bbf754df0c87431917f18acd8

BIRAK-SIN…

Öyle bak öyle bak ki gözlerime
Gözlerin gözlerimde iz bıraksın.
Öyle sarıl öyle sarıl ki boynuma
Tenin tenimde iz bıraksın.
Öyle sımsıkı tut ki ellerimi
Ellerin ellerimde iz bıraksın.
***
Bu kadar candan sevmiyorsa
Sevgililer birbirlerini
Boşuna aldatmasın kendilerini
Tez bıraksın!14_d

AŞK VE SEVGİ ÇEŞİTLEMELERİ

AŞK VE SEVGİ ÇEŞİTLEMELERİ

 

Gönlümüz aşklanırsa

Kapı dışarı eder

Taşları dikenleri

Bülbül konar güllere

**

Gülsüz gönüllerde bülbül ötmez

Sevenin baş üstündedir yeri

Sevmeyen kişi beş para etmez

**

Seven sevdiğine gül verdi

Aman dikkat et, dikenler, batmasın, dedi.

Sevilen şaşırdı; gülün dikeni mi vardı?

Diye dudak büktü.

İşte gerçek aşk budur;

Sevdiğinden gül alan kişi

Dikenini fark etmez

Fark etse bile şikayet etmez.

**

Gönlümüzde gül açtırır

Merhem olur yaraya

Nerede sevgi varsa

Orası döner saraya

**

AŞK gönlümüzü gök kuşağı renkli çiçeklerle donatmak

Bencilliğin, çıkarcılığın ayrık otlarını içimizden söküp atmaktır.

**

Sevgi siler gönlümüzdeki kiri pası

Odur çiçekli duyguların en güzeli, en hası…

 

Bu konuda John Gray bakın ne diyor;

Gerçek sevgi koşulsuzdur; istekte bulunmaz, yalnızca kabullenir ve değer verir. Aramızdaki farklılıkları tanıyıp kabul etmedikçe de, gerçek sevginin ortaya çıkması olanaksızdır. (…)

Birbirimizin farklılıklarını severek kabul edip anladığımız zaman, kurduğumuz ilişkiler

Değişebilir. Gerçekten olmamız gerektiği gibi seven ve ilgi gösteren bireyler haline geliriz.

Sevgi, bir başkasına değer vermeyi, ilgilenmeyi ve desteklemeyi gerektiren kucaklayıcı bir duygudur.

 

 

 

 

 

3bfe553a039b5cb4a17959293322a006