NE OLACAK DİLİMİZİN HALİ?!

NE OLACAK DİLİMİZİN HALİ?

Gazeteyi açıyorum. “Tamer Taşpınar start verdi” yazıyor.” Bu start da ne böyle, yenilir mi, içilir mi, yoksa boğazımızda mı kalır?” diye söyleniyorum. Öbür sayfada “start” veren “kondisyon, mantalite, pres, fikstür, sponsor, deplasman, motivasyon, performans, asist, avantaj, dezavantaj…” gibi “sportif” sözcükler cirit atıyor, top oynuyor, Türkçemizin kalesine gol yağdırıyorlar. Yollarımız viyadüklü, virajlı, damperli, ışığımız amperli, satışlarımız dampingli, televizyonlarımız reytingli, zappingli. Dilimiz soslu, acı biberli!
“Aleksin şutuna Mondragon planjon yapıyor. Fabiano pres yapıyor, Aulerio rövaşata yapıyor, top avuta çıkıyor ama hakem korner veriyor. Amigolar yaşa demeyi unutmuşlar, oley diye bağırıyorlar. Beşiktaş yeni bir yabancı futbolcuyla iki yılı obsüyonlu mukavele imzalıyor. Galatasaray oyunu tolore ediyor, forse etmiyor, Fenerbahçe’ye altı yabancı futbolcu yetmiyor!” Ondan sonra da Türk futbolu niye ileri gitmiyor, diye tartışıyorlar…”Vizyon, komisyon, istasyon, misyon” gibi uyaklı yabancı sözcükler hiç yadırganmadan, zevkle, hevesle kullanılıyor. Dil otomatiğe bağlanmış! Matikle para çekiyoruz, kozmetikle süsleniyoruz, hijyenik nesnelerle temizleniyoruz, yabancı dili ne kadar çok kullanırsak o kadar sosyetik oluyoruz! Gençler animasyon yapıyor, kızlar imitasyon takılar takıyor, istasyonumuzda fabrikasyon eşyalar üretiliyor. Ben de ajitasyon yapıyorum!..
Kafamın tası atıyor. Gazeteyi kapatıp televizyonu açıyorum. Bir kanalda “spiker” takımımızın faynıl fora kaldığını söylüyor. Ne dediğini anlayamıyorum önce, sonra çözüyorum bilmeceyi. Takımımız ilk dörde girmiş, yarı finale kalmış meğerse. Kırk yıllık final olmuş faynıl! Kırk yıllık kulüp de “klap” olmamış mı! Şu işe bak! Kimileri de “clup”a benzeterek “klüp” yazıyorlar. Böylece başları göğe eriyor!
Dizideki kız, arkadaşına hoşça kal diyeceği yerde hadi bay diyor, hem de TRT 1’de…Devlet televizyonunda böyle olursa diğerlerinde neler olmaz? Balık baştan kokar. Geçenlerde yolda gidiyordum. Baba işe gidiyor, karısı onu yolcu ederken çocuğuna, “Hadi bay bay de babana” diyerek onu küçük yaşta yabancı dil konuşmaya “teşvik ve tahrik” ediyor! Edebiyat Fakültesinde okurken bir kız arkadaşımız bize “çav” diye veda etmişti de çok şaşırmıştım. O zamanlar “bakir” Anadolu çocuğuydum. Şimdi şaşırmıyorum artık bu tür “Turistik, lojistik(!) varyasyon”lara! Batıl-ı oldum çok şükür! Yozlaşma atını alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Dil “erozyon” a uğruyormuş, aldıran yok.
Bir başka kanalda Müslüm Baba’ya rastlıyorum. Mesaj hattında “okey mi? Okey!” diyor reklam kuşağında seyircilerine. Onlar seyire alışmışlar, hiç tepki göstermeden seyrediyorlar. Geleneklerine bağlı olduğunu söyleyen bir baba böyle yaparsa çocuklarının “performansı” nasıl olur kimbilir? Okey sözcüğünü Türkçeleştirmişler(!), okeylemek diye yeni bir sözcük türetmişler bir de. Aferin demek yetmez, bravo demek gerek bu çabalara.
“Çivisi çıkmış bu işlerin” diye söylenerek sokağa fırlıyorum. “Stres” basıyor. O da ne? Dilimiz ölmüş de ağlayanı yok! “Showroom”lar, “center”lar, “mega”lar, “süper”ler ayrık otları gibi kaplamış her yeri. Biraz “nostaljik” takılayım diyorum. Bir öğretmen arkadaşımın yanlışlıkla yazılmış anlamına gelen “sehven yazılmıştır” yerine “şehven yazılmıştır” yazması, bankada tanıyorum anlamına gelen “marufumdur” yaz dedikleri kişinin “masumumdur” yazması, nüans farkı, mütevazı yerine mütevazi, sukutu hayale uğramak yerine sükutu hayale uğramak yazılışı gibi gülünçlükleri anımsıyorum. Yabancı dil merakımız o kadar artmış ki, pastane patisserie oluvermiş göz açıp kapatasıya dek! Ayakkabıcılar “tabela”larına “shoes” kondurmuşlar. Bir yerde sentez(!) yapmışlar ve “Döner Chi” diye bir levha asmışlar. Ne orjinallik, marjinallik bu, vallahi çok “fantastik” ve artistik! Kültürümüz turizme bağlandı. Lokanta yetmedi, restoran oldu aşevleri. Et yemekleri satılan yerler de “Steak Hause” haline dönüştü. Turistik lokantalarda yemek adları hep yabancı. Çorba bile soupe adını almış…
Artık globalleşeceğiz, dünya vatandaşı, Avrupalı olacağız, daha ne? Türkçe mi? O çoktan yükledi sermayeyi kediye; bilinç çeşmesi, anadil sevgisi akmıyor çoktandır. Eğer “agresif” olmazsak, “hiperaktif” bir etkinlik gösteremezsek ateş bacayı saracak, yozluk yangını gönül evimizi yakacak. Önce Arapça, sonra Farsça, derken Fransızca, Almanca, İngilizce sayesinde(!), dilimiz iyice yabancılaşacak, öyle bir hale geleceğiz ki, okullarda çocuklarımıza yabancı dil öğretmemize gerek kalmayacak!

Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s