KİM AKILLI KİM DELİ?!

KİM AKILLI KİM DELİ?!

Akıl hastanesinde delinin biri yüksekçe bir yere çıkmış, nutuk atıyor, karşıda duran başka bir deli de bıyık altından gülüyor ve nutuk atan deliye dudak bükerek bakıyordu.
Merakla yanına yaklaştım bizimkinin:
“Şu nutuk atan deli kim, niye böyle bağırıp çağırıyor?” diye sordum.
“Kendini peygamber sanıyor zavallı!” dedi.
Aklının derecesini ölçmek için:
“Belki de peygamberdir, olamaz mı yani?” dedim.
“Olamaz tabii dedi.
“Deli değil, akıllı galiba” diye düşünerek sordum:
“Niye olamaz?”
“Çünkü, diye yüzüme baktı, başını salladı ve şöyle dedi:
“Ben öyle peygamber göndermedim!”
********
YOLUNU NASIL BULUYORMUŞ…
Akıl hastanesinde bir doktoru ziyaret edecektim. Bana odasını gösterdiler. Koridorda bir sopaya at gibi binen birine rastladım. Beni durdu, kimi aradığımı sordu. Söyledim. Doktorun bulunduğu yeri işaret etti. Tam gidecektim ki beni eliyle engelledi, sopayı gösterdi:
“Oraya öyle gidilmez. Bin şu arabaya!” diye bağırdı.
“Çattık belaya!” diye mırıldanarak korkuyla arabasına(!) bindim. Acayip sesler çıkararak beni doktorun odasının bulunduğu yere kadar götürdü, arabadan inmemi söyledi. Dediğini yaptım. Tam kapıyı çalmak üzereydim ki kolumdan tuttu:
“Bedava mı sandın? Ver bakayım elli lira araba parası” diye konuştu.
Başıma bir iş gelmesin diye istediği parayı verdim. İçeri girince doktora:
“Doktor bey, burası ne biçim hastane? Tehlikeli deliler koridorda cirit atıyorlar” diye dert yandım.
Doktor şaşırdı, yanıldığımı söyledi, bu kanıya nereden vardığımı sordu. Başıma gelenleri anlattım. Doktor gülmeye başladı, kızdım:
“Ben ecel terleri döktüm, siz gülüyorsunuz” dedim.
“O kişi deli değil ki” diye yüzüme baktı.
“Kim öyleyse, orada ne işi var?”
“Bizim asistan o. Aldığı maaş yetmiyor da böyle muziplikler yaparak yolunu buluyor.”
******
Bu fıkralardaki kişilerin politikacılarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur ama siz isterseniz “En büyük benim, başka büyük yok! Her şeyin en iyisini, en doğrusunu ben bilir, ben söylerim” diyenlerle insanları aldatıp kandırarak yolunu bulan kişilere yakıştırabilirsiniz.
*******

10247364_213906858820510_1722076794_n

Reklamlar

SEVİNSİN – Bedri Rahmi Eyüboğlu

gelin canlar

Aldık nasibimizi hüzünden
İşte geldik gidiyoruz sevinsin
Halbuki ne güzel başlamıştı hikâye
Şerbet gibi bir gök üstümüzde.
Ve bütün lezzetleriyle toprak
Gözümüzde nur, dizimizde takat
On parmağında on hüner vardı
Biz onun sevgili kulları.
Dünyasını âbad eyledik
Bir can verdi bize bin alır
Gideriz gözümüz arkada kalır
Sevinsin.

Açık kapıları açın
Gidin haber verin meleklere
Can çekişip durmasın beyhude yere
Elbet bir tutam ot biter üstümüzde
Mezarına göre ayağını uzatır ölülerimiz.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
-Karadut-

© Richard Murphy..

View original post

İSTANBUL’DA İSTANBUL GİBİDİR AKŞAM – Refik Durbaş

gelin canlar

Denizin üzerine ışığı düşmüş, ayrılıkların ve kavuşmaların
ışığı, gurbetin ve sılanın ışığı, vuslatın bir de…
İstanbul’un ışığı…
Ayasofya ile Sultanahmet arasında…
Gece ile gündüz arasında…
Bir sevda ile iki karasevda arasında…
Beyazıt Kulesi’nin tam önünde.
Yelkovan kuşlarının ışığı.
Ahmet Muhip’in dediği gibi:
“Lavanta çiçeği kokan kederler”in ışığı.
“Hoyrattır bu akşamüstleri” diyemiyorum.
Bırak gitsin gün saltanatıyla bir kez daha.
İşte böyledir İstanbul’da akşam, yedi iklim kırk mevsiminde.

Çünkü İstanbul’da akşam İstanbul gibidir. Ne kadar
siyahlara bürünse de gelinliği, bir altın taç gibidir bir yanı
bulutlarının.
Ayrıldıktan sonra kavuşma gibi, gurbetten sonra sıla gibi,
öpmenin ve öpüşmenin o doyumsuz hazzı gibi.
Bulut öper gibidir denizi, denizin alnındaki ışık öper gibidir
siluetini “mazi” ile nakışlı minarelerin.
Ve bütün bunlar aşkın güzelliği değil midir?
Birazdan güneş düşer Sultanahmet Camisinin iki minaresi arasına.
Bulut düşer denizin ve huysuz dalgalarının sessizliğine.
Deniz düşer yelkovan kuşlarının kanatları arkasına…
Bulutlar sararır.
Sular sararır.
Gece ve gündüz sararır.
Sapsarı…

View original post 52 kelime daha

GECEKUŞU – Gülten Akın

gelin canlar

Kaçtık kentin bizi sarmayan sesinden
denizin kış artığı sessizliğine
izlendiğimizi biliyorduk hem de kendimiz kendimizi
bir umut, bu kez böyle olmayabilir ve öteki
susar, bağışlarız biz bizi

gece kuşu aynı zaman aralığını kullanıyor
çığlığını boşaltırken yeryüzüne
yüreğin ve saatın kullandığı aralığı

yıkılmış köyleri, göçmüş olanları yollarda
çocukları, ruhlarını o doğulan yerde
bırakmış, gözlerinin ardı boşalmış yaşlıları
utangaç kadınları, öfkesi kendini bitiren erkekleri
onları onları onları taşıdığımızı
her çığlıkta yeniden anımsaya
çoğalta
hükmü hayatına düşülmüş
biri halinde
gece acı azığımızı paylaşıyor bizimle
uyumuyor uyutmuyor uslu durmuyor

oysa güller vardı önce aklımızda
iğdeleri gördük zambakları da
ayartıldığımız güzel kokulara
kök edinmiş aşka, derin buluşmaya
onları bulurduk bulmasına
gece, kuş çığlığı yüreği çıldırtan aralıklarla
yiten dinginlik
—gündüzü bekledik—

Gülten Akın
-Sessiz Arka Bahçeler-

View original post

NEDİR GÜZELLİK…

Bulanmadan akan bir ırmak
gönülde sevgi dostluğa yer ayırmaktır güzellik
kötülüğe çirkinliğe karşı koymak
kuyumuzu kazanlara, doğamızın dengesini bozanlara
engel olmaktır güzellik
Kendinden geçme, kendine gelme, bencillik duvarını delme
gönül bahçesinden gök kuşağı renkli çiçekler dermedir güzellik