Merhaba demenin şiiri

İçtenlik ve sevgi kokan merhaba

Bir şarkıdır gönlümüzde gül açtıran

Makamı saba…

Merhaba deyip geçmeyin

;Gündüz güneşe eş olur, gece de mehtaba…

Kimi zaman ufacık bir merhaba

O kadar çok şey anlatır ki

Gelmez hesaba kitaba…

Bizden esirgenen bir merhaba

Kıyar ilgi bekleyenin canına

Öyle acı verir ki;

Gerek kalmaz cellada, kasaba…

*Dostlarınızı merhabanızla ödüllendirin

Aranızda meltem rüzgarı estirin*

Güldüren Ameliyat

Yaşlı adam ameliyat olacakmış. Ameliyatı cerrah olan damadının yapması için ısrar etmiş. Çok daha uzman olan doktorlar olduğu halde, bu ısrarının nedenini soranlara, “Onun bu ameliyatı çok iyi yapmasını sağlayacak formülü biliyorum” diyormuş. Ameliyat günü gelmiş ve ameliyathaneye giderken damadı yanına çağırıp şöyle demiş: – Oğlum, zor olduğunu biliyorum. Bana bir şey olursa kayınvaliden içinde sakın üzülme. Zaten gelmeden onunla konuştuk. Eğer bana bir şey olursa, eşyalarını alıp sizin yanınıza yerleşecek. Seninle ve kızıyla daha mutlu olur. O nedenle rahat ol… Taktik çok güzel değil mi ?Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın…

Gençlik- Yaşlılık

Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir. İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi neticesinde yaşlıdır. Cesareti neticesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır. Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat, ruhu heyecanların teslim edilmesi buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar. İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz. Yaşlanmak, bir dağa tırmanmak gibidir… Çıktıkça yorgunluğunuz artar, Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler. Beynimiz, yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır. William E. GLADSTONE

ballı börekli dizeler

BALLI BÖREKLİ DİZELER

Bal börek koydum tasa

Kimseye bırakmadan

Yediler tıka basa

Aşk parayla ölçülmez

Gönül değildir kasa.

            ***

Gökte yıldız yüz altmış

Tanrım neler yaratmış

Çirkeflere bol çamur

Yâre bal şeker katmış

            ***

Dağdan kestim kereste

Kuş besledim kafeste

Bal yârim konuşurken

Gönlüm bir hoş oluyor

Bilmem ne var o seste

Sanki yapıyor beste

Erhan Tığlı

istanbulu kim aldı?!

İSTANBUL’U KİM ALDI?-Öğretmen, öğrenciler, okul müdürü ve müfettiş-Öğretmen sınıfta ders anlatmakta, öğrenciler onu dinlemeyip yaramazlık yapmaktadırlar. Öğretmen: “ Çocuklar, bugün size çok önemli bir şey anlatacağım. Fatih Sultan Mehmet1453 yılında İstanbul’u alarak hem Bizans imparatorluğunun egemenliğine son vermiş hem de yeni bir çığır açmıştır. İstanbul’un alınışı öyle sanıldığı gibi kolay olmamış, 52 gün şiddetli çarpışmalar cereyan etmiş, yüzlerce insan ölmüştür. Bu kutlu olayda Fatih gemilerini karadan yürütmüş, atını denize sürerek İstanbul’u ne pahasına olursa olsun alacağını bütün dünyaya haykırmıştır. Ayrıca daha önce Rumeli hisarını yaptırarak Avrupalıların Bizans’a yardım etmesini önlemişti…” (Öğrencilerin dersi dinlemediğini görerek kızar ve bağırır) Niye ders dinlemiyorsunuz? Böyle önemli bir konu anlatılırken bu yaptığınız şey çok ayıptır.” Öğrenciler: “Dinliyoruz hocam.” Öğretmen: “Peki, o zaman söyleyin bakalım. İstanbul’u kim aldı?” Öğrenciler: “Valla billa biz almadık hocam!” Öğretmen: (öfkeyle) Kabahat sizde değil, sizin gibi haylazlara ders anlatanda kabahat. (Sinirlenerek sınıftan dışarı çıkar, dışarıda okul müdürüyle karşılaşır.) Okul Müdürü: “Hayrola hocam, dersiniz yok mu, niye dışarıdasınız?” Öğretmen: “Sınıfta İstanbul’un alınışını anlatıyordum. Öğrenciler, dersimi dinlemedikleri gibi, İstanbul’u kim aldı diye sorunca biz almadık dediler!” Okul Müdürü: (Başını iki yana sallar) “Öyledir onlar. Alırlar da almadık derler. Bunda kızacak ne var, her zamanki halleri bu.” Öğretmen: “Siz de böyle derseniz ben ne yapayım yani, olacak şey mi bu?” (Okulun dışına çıkar, orada müfettişle karşılaşır) Müfettiş: “Ders saatinde okul dışında işiniz ne hocam, ne var, ne oldu?” Öğretmen: “Daha ne olsun müfettiş bey? Sınıfta İstanbul’un alınışını sordum. Öğrenciler biz almadık dediler. Öfkeden deliye döndüm. Bu yetmemiş gibi okul müdürü de alırlar da almadık derler, siz onları bilmezsiniz. Suçlarını inkar ederler, demesin mi?” Müfettiş: “Hiç üzülmeyin hocam. Ben şimdi okula gider, bir tahkikat yaparım, kimin alıp almadığını şıp diye ortaya çıkarırım.”***

istanbulu kim aldı?!

istanbulu-Öğretmen, öğrenciler, okul müdürü ve müfettiş-Öğretmen sınıfta ders anlatmakta, öğrenciler onu dinlemeyip yaramazlık yapmaktadırlar. Öğretmen: “ Çocuklar, bugün size çok önemli bir şey anlatacağım. Fatih Sultan Mehmet1453 yılında İstanbul’u alarak hem Bizans imparatorluğunun egemenliğine son vermiş hem de yeni bir çığır açmıştır. İstanbul’un alınışı öyle sanıldığı gibi kolay olmamış, 52 gün şiddetli çarpışmalar cereyan etmiş, yüzlerce insan ölmüştür. Bu kutlu olayda Fatih gemilerini karadan yürütmüş, atını denize sürerek İstanbul’u ne pahasına olursa olsun alacağını bütün dünyaya haykırmıştır. Ayrıca daha önce Rumeli hisarını yaptırarak Avrupalıların Bizans’a yardım etmesini önlemişti…” (Öğrencilerin dersi dinlemediğini görerek kızar ve bağırır) Niye ders dinlemiyorsunuz? Böyle önemli bir konu anlatılırken bu yaptığınız şey çok ayıptır.” Öğrenciler: “Dinliyoruz hocam.” Öğretmen: “Peki, o zaman söyleyin bakalım. İstanbul’u kim aldı?” Öğrenciler: “Valla billa biz almadık hocam!” Öğretmen: (öfkeyle) Kabahat sizde değil, sizin gibi haylazlara ders anlatanda kabahat. (Sinirlenerek sınıftan dışarı çıkar, dışarıda okul müdürüyle karşılaşır.) Okul Müdürü: “Hayrola hocam, dersiniz yok mu, niye dışarıdasınız?” Öğretmen: “Sınıfta İstanbul’un alınışını anlatıyordum. Öğrenciler, dersimi dinlemedikleri gibi, İstanbul’u kim aldı diye sorunca biz almadık dediler!” Okul Müdürü: (Başını iki yana sallar) “Öyledir onlar. Alırlar da almadık derler. Bunda kızacak ne var, her zamanki halleri bu.” Öğretmen: “Siz de böyle derseniz ben ne yapayım yani, olacak şey mi bu?” (Okulun dışına çıkar, orada müfettişle karşılaşır) Müfettiş: “Ders saatinde okul dışında işiniz ne hocam, ne var, ne oldu?” Öğretmen: “Daha ne olsun müfettiş bey? Sınıfta İstanbul’un alınışını sordum. Öğrenciler biz almadık dediler. Öfkeden deliye döndüm. Bu yetmemiş gibi okul müdürü de alırlar da almadık derler, siz onları bilmezsiniz. Suçlarını inkar ederler, demesin mi?” Müfettiş: “Hiç üzülmeyin hocam. Ben şimdi okula gider, bir tahkikat yaparım, kimin alıp almadığını şıp diye ortaya çıkarırım.”***

AĞIR AĞIR ÖLENLER

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,Her gün aynı yoldan yürüyenler,Giysilerinin rengini değiştirmeyenler,Tanımadıklarıyla konuşmayanlar…Ağır ağır ölür tutkudan ve duygularından kaçanlar,Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çeviremeyenler,Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, Müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.Ağır ağır ölür kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar…Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,Anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir…Martha Medeiros

İçimizdeki Hayvanlar

Bir gün yaşlı bir münzeviye sorarlar:”Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?”Münzevi cevap verir:”Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. Ve iki kartal. İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. Eşeği motive etmek ve aslanı evcilleştirmek.””Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!” “Neredeler?”Münzevi cevap verir:”Onlar içimizde yaşayan hayvanlar.””İki şahin gördükleri herşeye saldırıyor. İyi-kötü, faydalı-zararlı. Onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim gözlerim.””İki kartal dokundukları herşeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyor. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ellerim.””Tavşanlar her zaman kaçar, korkar ve saklanır. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil.Çünku onlar benim ayaklarım.””En zor kısmı yılanı izlemek. Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da, her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim dilim.””Eşek herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu benim vücudum.””Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir arslanı evcilleştirmek istiyorum. Gururlu, kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim egom.””Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var”…